DENEME ÖRNEKLERİ

                                                                                                               ÖDEVLERİMİZ                                                                                                                             Her insan yaşamı boyunca belli bir sorumluluk ve göreve sahip olmuştur. Ancak bu görevler   mutlaka kişiyi sıkmış, bunaltmıştır.       Özellikle öğrenciler- buna bende dahil- verilen ödevlerden bıkarlar. Çünkü ödevler ya uzun ya da sıkıcıdır. Oysaki hepimiz bunun bizlerin iyiliği için olduğunu biliriz. Bunun yanında ödevin yararlarını bilip de aksini iddaa etmekte olanlarımız da vardır. Onlar bunu kabul etmezler.          Öğretmenlerimiz ödev verirken aslında bize birçok tüyo vermektedir. Sınavda ne tür sorular çıkacak,bunların çözümleri nasıl olacak? Şahsen ben de bu tüyolardan faydalanmaya çalışıyorum. Hemen hemen hepsi işime yarıyor.          Dikkat ettiyseniz yukarıdaki cümlemde ‘hepsi’ kelimesinden önce ‘hemen hemen’ ikilemesini kullandım. Yani bu ödevlerden bazılarının -bazılarınız bana kızabilirler ama- işe yaramadığını düşünüyorum. Örneğin ders ve çalışma kitaplarımızdaki bazı etkinlikler hem gereksiz hem de bir öncekinin aynısı olabiliyor. Anladık, amaçları tekrar ettirerek konuyu aklımıza kazımak; ama ben hiç de aklımıza kazındığını sanmıyorum. Örneğin; iki hafta önce İngilizce dersi öğretmenimiz bir ödev verdi. Elli dört tane kelimeyi kırkar defa yazacaktık. Ben kırk kere yazdım. Peki aklıma kazındı mı? Kazındı ama gel gelelim hala bazı küçük yerlerde şaşırıyorum. İşin kötü yanı bunca kelimeyi bir gün içinde yazdım. Bu da okuldan gelir gelmez gece saat 1.00’a kadar durmadan yazı yazmam anlamına geliyordu. O gece elim resmen tutuldu. Ağrı kesici krem kullandım. Yaklaşık 2-3 gün boyunca parmaklarımdaki ağrı geçmedi; uyku düzenim geri gelmedi. Bunca çileyi de o gün olduğumuz sınavdan birçok arkadaşımızın düşük not almasına borçluyum(!)         Peki öğretmenlerin, öğrencilerin sağlığını etkileyecek kadar çok ve ağır ödev verme gibi bir hakkı var mı? Kanunlar önünde ‘evet’; ama bence ahlaki boyutta bu sorunun cevabı ‘hayır’ olmalı. Gerçi bu da kişiye göre değişim gösterebilen ve üzerinde tartışılabilecek bir konu.       Bence herkes görev, sorumluluk, ve ödevlerini yerine getirmelidir. Bu görevleri ve ödevleri veren kişilerde bu işin gerekliliğini, önemini, zorluk derecesini ve kişinin özelliklerini göz önünde tuttuktan sonra gerekeni yapmalıdır.                                       

                                                                                                                                                                      EMRE ŞAHİN

                                                                                                                                                                                                                                                                   7/C

                             HAYATI YAŞAMAYI BİLENLER 

 Maceracı ruha sahip insanlara hep özenmişimdir. Ne güzel yaşamlarını renklendirmeyi becerebiliyorlar. Hayatı zevkle yaşanır yapıyorlar. 

   Yamaçlardan paraşütle atlayanlar, derin denizlere dalış yapanlar. Snow boardçular. Hayatın tadını ne güzel çıkarıyorlar. Ben de onlar gibi olmayı çok istiyorum. Ama şu an yaşım gereği onlar gibi yapamıyorum. Biraz daha büyümem lazım. İnşallah ailem de beni ileride desteklerler. Destekleyeceklerine inanıyorum. Çünkü onlar da kendilerince maceracı ruha sahipler. Babam her yaz grubuyla birlikte akvaryumlara dalmaya gider. Annem ise dağlarda yürümekten hoşlanır.

     Yalnız bazı içi çürümüşler macera tutkunlarıyla dalga geçerler. Ben onlara çok kızarım. Neden dalga geçiyorlar ki? Maceracılar adrenalini hep yüksek tutarlar. Hayata daha canlı bakarlar. Böylece yaşlanmazlar. Sürekli heyecan onları dinç tutar. Sizin gibi hayattan bezmiş, doğduğuna pişman mı yaşasınlar? Siz onlarla alay ederken, sizin korktuğunuz ölümle de onlar dalga geçiyor. 

    Kalkın köşelerinizden! Silkinin. Maceraya bir adım atın ki hayat sizin içinde yaşanır olsun. 

 

                                                                 ECE  BULUT

                                                                                                         7/A  314
                                                       
              İYİLİĞİN  ANLAMI 

    İyiliğin gerçek anlamını biliyor musunuz?Ben biliyorum.Bence iyilik, insanların karşılık beklemeden yaptıklarıdır.

   İyilik yapanlar her zaman  karşılığını alırlar.Hatta bu düşünce atasözlerine bile yansımıştır.Ben iyilik yapanların her zaman karşılığını aldıklarını birçok kez gördüm.Hatta yaşadım bile... Bence iyilik yaparsan hayat sana da gülümser.

   Bazı insanlar da yüzlerine iyilikten bir maske takarlar.Fakat bence bir gün o maske, kişinin yüzünden düşecek. Ve maskenin düştüğü an, insanlar kişinin gerçek yüzünü görecekler.

   Eğer hayatın size de gülümsemesini istiyorsanız, yapmanız gereken ufak bir şey var.Sizinde çevrenizdeki insanlara gülümsemeniz. 

                                                                                      Ada Gavremoğlu

                                                                                            7-A 1090            

Yorum Yaz